4 Ocak 2010 Pazartesi

0 mikmik!
oysa ki gitmeni istemezdim ve ben daha bir çok şeyin daha olmamasını isterdim ama dünyam istediklerimden çok istemediklerimle şekillenmekte. hatta artık bir şeyi çok istemek ve umutlanmak istemiyorum çünkü; olmasını çok istediğim şeyler mutlaka hayal kırıklığına uğratıyor beni. günlük hayatının mutluluk seviyesi bünyede manik depresif cücükler varmışcasına hızla değişirken de geleceğe umut bağlamamak olmuyor tabi. ve merak etmekten başka bir şey gelmiyor elimden; acaba o gelecek hiç gelecek mi?

8 Aralık 2009 Salı

0 mikmik!
belki de kalp kırmak, kalbinin kırılmasından en çok korkan insanların geliştirdiği bir tür savunma mekanizmasıdır. yani aslında, kalbi kırılan olmamak için kalp kıran olmak... veya aşık olmaktan korkmak. her şey tam yoluna girmişken, birden kendini geri çekmek. diyosun ki, tüm kalbimle bana gelsin istiyorum, geldiğindeyse olanca gücümle ondan kaçıyorum. gerçekten doğru kişi olmadığı için mi, yoksa bahaneler mi üretiyorsun? bi de kendine masum dersin ama zaten kim masum kalabilmiş ki..

'' don't say you want me, don't say you need me, don't say you love me; it's understood.
don't say you're happy, out there without me, i know you can't be cause it's no good.''

5 Aralık 2009 Cumartesi

düşünceler

0 mikmik!
hayatımdan nefret etme hakkına sahip miyim? kendimden nefret etmeme de neden olur mu? nefret de garip bir kelimeymiş. adı nefret olan var mıdır acaba? unisex bir isim olabilirdi.

2 Aralık 2009 Çarşamba

'ekin'

0 mikmik!
ah sen küçük 'ekin', hep kaybeden oldun
sen vardın sonunda, hem de her seferde
acılar kadını olmak öğretildi
sen yaptın doğruyu, sanki varmış gibi
unut hiç bir film yok, hayatını çeken:
bir sen ve daha sen, seni gözetleyen...
aradığın ikiz çıkmaz, boş, karşına
biz nefes almayız hayal dünyanda
evet, hayat garip, daha ötesi yok
sen sade yaşarsın, garip kurmacandır
unut hiç bir film yok, hayatını çeken:
bir sen ve daha sen, seni gözetleyen...
sendin kaçardın ve hep yakalandın
kır bu kez olsun, insanlık kalmasın
bu kent senin değil, zaten hep burdaydı
yalnızlar şehri diye bir şey olmaz.

1 Aralık 2009 Salı

aman diyim.

1 mikmik!
bayram ziyaretleri kapsamında teyzeme gittik. teyzem de bize bayram ziyaretleri kapsamında yolda giderken başına gelen bi olayı anlattı.ziyarete gittikleri evde bolca beslemişler kendisini kavundu,çaydı dolayısıyla oradan çıkmadan çişi gelmiş. o da nasıl olsa evde yaparım diye tuvalete girmemiş.nitekim yol çok uzuyor ve teyzem fenalık geçiriyor. böyle ateş basmış kendisini, yüzü bembeyaz olmuş fln. el-ayak titremeler, üstüne bi de kusmuş. neyse ama azimli kadın gene eve geliyor, kapıyı açanı can havliyle itiyor ve sonunda ulaşıyor tuvalete. komik bir olay olmamasına rağmen, ailecek olayı dinlerken katıla katıla güldük. belki de komiktir. komik lan tabi. herkes bayramlarda böyle muhabbetler etse keşke. sıçamadığım için baygınlık geçirdim temalı, güzel olurdu.. neyse diyeceğim o ki, bu kadar inatçı olmayın bi konuda. tuvalet yoksa bırakın gitsin. sonuçta pantalonunuz mu daha önemli, sağlığınız mı?
'-sağlıhk bu şakaya gelmez tabi.
-tabi tabi, haklısınız.'

22 Kasım 2009 Pazar

1 mikmik!
depeche mode'un breathe şarkısının sözleri türkçeye çevrilse gayette bir ümit besen şarkısı olma potansiyeli var.buyrun,bakın:
'' i heard a rumour, they travel far.
you know what it's like, the way people are
they talk and they talk, though they don't understand
they'll whisper and whisper and lie on demand
please tell me now, i want to know
i have to hear it from your lips, say it's not so..''

3 Kasım 2009 Salı

eksik bir şey mi var hayatında

0 mikmik!
iki gündür aralıksız yağmur yağıyor istanbulda. ankarada olduğum önceki 2 günü de eklersek toplam 4 gündür damlaların cama vurma sesini dinliyorum. çok huzur veriyor bu ses. havanın sıcak olmaması ve güneşin kendini göstermemesi şartıyla yağmurlu havaları çok seviyorum. öyle böyle değil. bildiğin mutluyum yani. dışarıdasındır, üşür ve ıslanırsın eve geldiğinde hemen üstünü değiştirir kaloriferin yanındaki minderlere tüner ve bir film açarsın ya, işte o miskinliği hiç bir şeye değişmem sanırım.veya kitap okumak..küçüklüğümü hatırlıyorum.yağmurlu değil ama karlı bir hava vardı.sanırım okullar tatildi ve halamda kalıyordum.eniştemle depodan bulduğumuz malzemelerle kızak yapıp, deliler gibi karda oynamıştık,karda yuvarlanmıştım.eve geldiğimde yanaklarım kıpkırmızıydı,yani genelde öyle olur.öyle hatırlamak istiyorum kendimi.halam hemen üstümü değiştirmişti.sonra kaloriferin yanına oturup denizler altında yirmi bin fersahı okumaya başlamıştım ve hala kar yağıyordu dışarıda.bu anıyı hala unutamıyorum ,artık ne kadar huzurluysam. ben hiç büyümek istemiyorum, hem de hiç. şu ana kadar ne kadar artı getirdiyse çoğu şeyi de aldı götürdü. artık beynim sürekli meşgul, giderek daha fazla sorumluluk almak zorundayım, hep soru işaretleri. o kitap okurkenki huzuru bi daha ne zaman bulabileceğim bilmiyorum, daha önümde uzun bir yol var sanırım. hep hayallerim vardı, hala var ama o zaman gerçekleşme olasılıkları daha yüksekti.şu anki halimden o kadar çok şey bekliyodum ki. annem geçenlerde küçükken yazdığım bi kağıdı bulmuş.şöyle yazmışım: ''büyük halime, ileride hep mor oje süreceğim.dövme yaptıracağım.saçımda mavi gölge olacak.uzayla ilgileneceğim.'' hala bazı şeyleri,değişen isteklerimi yine büyüyecek halimden bekliyorum, umarım kendimi hayal kırıklığına uğratmam. hayatımda en çok özlediğim yıllar ilkokul ve ortaokul yıllarım. bir okuldan fazlasıydı sanırım, hala ara sıra rüyama girdiğinde huzur bulduğum bir yuva,garip..şimdiki zamanı ise ne kadar özlerim bilmiyorum. aidiyetsizlik duygusu burada bir gün yok olsa ertesi gün hatırlatıyor kendini. doğal olarak davranışlarım çoğu zaman samimiyetsiz.biraz daha anlatmak isterdim ama ne kadar çok anlatırsam, o kadar çok güçsüz görüneceğimi düşünmeye başladım.bu aralar bolca boşluk ve umutsuzluk var çünkü.yine de mutsuz değilim,hayır.hayatta bizi mutlu edebilecek o kadar çok şey var ki..devam ederken o kadar küçük gözüküyor ki,kaybettiğinde anlıyorsun değerini.hep böyle olmuştur zaten. yaklaşık 1 yıldır koku alamayan biri olarak,ameliyattan sonra da çok bir şey değişmedi, ara sıra gelip gidiyor, bugün elimi yıkadığımda sabunun kokusunu duyunca resmen ordan oraya koştum bişeyleri koklayım diye.o kadar mutlu oldum ki,yeni yıkadığım çarşafları kokladım, sonra tekrar ellerimi kokladım,üstünde kocaman koklayın! etiketi olan vücut şampuanımı kokladım, kokusunu bilmeden almıştım. koklamak.. o kadar güzelmiş ki, sadece bunun için gülümseyebilirsin. cidden son zamanlarda çok üzüldüm bunun için zaten sağlam olmayan inancım çok isyan etti.neden ben? pozitiflikleri saymaya çalıştım hayatımdaki,elle tutulur bir şey de yok. ileride bebeğim olursa eğer onun kokusunu duyamayacağımı düşündüm, sevgilimin, yeni çıkan bir parfümün, çok acıktığında mutfaktan gelen yemeğin...neyse,gene fazla detay. çok hissettirmemeye çalışıyorum etrafımdakilere ama kendi içimde büyük bir bocalama yaşadığım bir dönemdeyim. kimine göre küçük,kimine göre büyük sonuçta kendisi dışında kimse bilemez aslında bir insanın neler yaşadığını ve hissettiğini.yani nankörlük olsun istemem ama,sana göre daha kötü olan bir durumu belki ben buna tercih edebilirdim.edebilirdim de seçim hakkımız oldukça kısıtlı.bitirelim o zaman bu yazıyı.şu aralar havalar değişti, soğuklar geldi fln derken herkes hasta olmuş durumda ben dahil. hepinize telepati yolu ilen bir adet green mile'dan john coffey yolluyorum hastalıklarınızı içine çekip,ağzından böcekler çıkarması için. özellikle de şu sıra en çok düşündüğüm insana iyi gelmesi dileğiyle...